Şizofreni

Şizofreni, düşünce, algı ve davranışlarda bozuklukların görüldüğü, hastanın kişiler arası ilişkilerini bozan alevlenme ve yatışma dönemleriyle seyreden kronik bir ruhsal hastalıktır. Yaşam boyu görülme yaygınlığı genel nüfusta %0.5-1′dir. Şizofreni genetik ve çevresel etmenlerin rol aldığı karmaşık bir hastalıktır. Her toplumda ve sosyo-ekonomik sınıfta görülmektedir. Sıklık açısından kadın-erkek arasında önemli bir fark görülmemektedir. Hastalık genellikle erkeklerde 20li yaşların başlarında, kadınlarda 20li yaşların sonlarında başlamakla birlikte herhangi bir yaşta da başlayabilmektedir.

Hastalık tanısı konmadan 1-2 yıl öncesinde hastalığa dair ön belirtiler genellikle hasta ve yakınları tarafından fark edilebilir. Ancak hastalığın aniden ve gürültülü bir şekilde başladığı tablolar da mevcuttur. Ön belirtiler çoğunlukla içe kapanma, isteksizlik, çevreye ilginin ve kendine bakımın azalması, aile ilişkilerinde ve sosyal ilişkilerde bozulmalar, mesleki işlevsellikte bozulma ya da okul başarısında düşme, davranış değişiklikleri şeklindedir.

Hastalığın alevlenme dönemlerinde hezeyan adı verilen düşünce bozuklukları görülebilir. Hasta takip edildiğini, kendisine zarar verileceğini, insanların kendisi hakkında konuştuğu veya kendisine baktığını düşünebilir. Hastalar aksi kanıtlar gösterildiği halde bu şüphelerinin gerçek olduğunu düşünürler. Bu sebeple kendilerini izole edebilir, evden çıkmayabilir, yemek yemeyebilir, uyumayabilir ya da kavgacı olabilirler. Halüsinasyon adı verilen duyusal algı bozuklukları da görülebilir. Gerçekte var olmayan sesler görüntüler, kokular ya da dokunmalar algılayabilirler. Bu halüsinasyonlar nedeniyle kendi kendilerine konuşabilir, korku ve kaygı içinde olurlar.

Bazı hastalar ise içe kapanabilir, gündelik aktivitelerini, kendi bakım ihtiyaçlarını yerine getiremeyebilir, sosyal ilişkiler konusunda isteksiz ve çökkün olabilir, sosyal ortamlarda bulunmaktan rahatsızlık duyabilirler. Duygusal katılımları azalabilir.

Şizofreni Hastalığı, hastaları olduğu kadar hasta yakınlarını da etkilemektedir. Hasta yakınları kendilerini çaresiz hissedebilir, hastalığı kabul etmekte zorlanabilir, hastalık belirtileriyle ve sonuçlarıyla nasıl baş edeceklerini bilemeyebilirler. Hastalığın alevlenme dönemlerinde zorluklar daha belirgin olmakla birlikte Şizofreni hastalığı kronik bir seyir izlediğinden hastaların hem ilaç tedavisi hem terapi ve rehabilitasyon faaliyetlerine katılması için aile desteği oldukça önemlidir.

Şizofreni hastalığının tedavisinde ilaç kullanımı çok önemli bir yer tutmaktadır. Hastalığın alevlenme dönemlerinde hastane yatışına gerek duyulabilir. İlaç tedavisinin yanında kullanılan destekleyici yöntemler de tedavinin bir parçasıdır. Psikoeğitim, bilişsel davranışçı terapiler, grup terapileri, sanat terapilerinin kullanılması hastaların tedavi uyumuna katkı sağlamakta, hastalık belirtileriyle baş etmelerine yardımcı olmakta ve hayat kalitelerini artırmaktadır. Aile bireylerinin de psikoeğitim programlarına katılması hastalığı tanımak ve hastalara yönelik uygun tutumlar geliştirmelerini sağlamaya yardımcı olur.

 

Dr. Özlem Altuntaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir