Anksiyete Bozukluğu

Anksiyete Bozuklukları

Erişkin Psikiyatrisi

Anksiyete bozukluklarının genel nüfusun %5 ila %7’sini etkilediği ve insanların % 29’unun yaşamları içinde bir kez anksiyete bozukluğu yaşadıkları tahmin edilmektedir.

Kişinin kendi vücudunda veya dış çevrede algıladığı belirli uyaranları tehdit ve tehlike olarak yorumlamasıyla yaşadığı ve kontrol edemediği sürekli korku, sıkıntı, endişe ve gerginlik belirtileri ve bunlara eşlik eden belirli olay ve durumlardan kaçınma davranışları genel olarak anksiyete bozukluklarını oluşturur.

Belirli bir düzey anksiyete doğal, hatta gereklidir. Evrimsel açıdan fonksiyonel bir mekanizmadır. Kişiyi tehlike veya tehdit karşısında koruma, harekete geçirme işlevi gören biyolojik bir mekanizmadır. Gerginlik, titreme, çarpıntı, başdönmesi, terleme gibi otonomik sinir sitemini ilgilendiren belirli bedensel belirtiler anksiyetenin bedensel göstergeleridir.

Ancak anksiyete şiddetli olduğunda ve uzun süre devam ettiğinde ve kontrolden çıktığında bu durum anksiyete bozukluğuna işaret eder. Bu gruptaki hastalıklarda, anksiyetenin kaynağına göre çeşitlilik gösteren farklı alttipler bulunur: Yaygın anksiyete bozukluğu, Panik bozukluk, Obsesif kompülsif bozukluk, Sosyal anksiyete bozukluğu, Post-travmatik stres bozukluğu, Özgül fobi gibi. Bir kişi aynı anda birden fazla anksiyete bozukluğu yaşıyor olabilir.

Bu bozukluk tekrarlayan, ısrarlı ve durumla uygun olmayan endişe ile karakterizedir. Kişi sürekli, sıradan hayat olay ve etkinlikleriyle ilgili aşırı endişe duyar; hayatın her alanına ve anına yayılan bu endişesini kontrol etmekte zorlanır.
Kas gerginliği ve sürekli tetikte olma hali, kolay yorulma, huzursuzluk, odaklanmada güçlük, uyku alışkanlıklarında değişme görülen diğer önemli belirtilerdendir.

Genel toplumda yaygınlık oranı %5 – %6 arasında değişmektedir. Kadınlardaki yaygınlık oranı erkeklerden neredeyse iki kat daha fazladır.

Genellikle erken yaşlarda başlar ve ortaya çıkma açısından en riskli dönem genç erişkinlik dönemi, 15-25 yaş arasıdır.

Hastalığın oluşmasında biyolojik ve psikososyal nedenler bir arada rol almaktadır. Genetik aktarımın çevresel etkenlerle etkileşimi neticesinde hastalık belirtilerinin tetiklendiği düşünülmektedir. Cinsiyetten bağımsız olarak, bir grup araştırma anksiyeteye meyilli fizyolojik yapının varlığından söz etmektedir. Yetiştirilme tarzı, kişilik, hayat olayları ve erken dönem yaşantıları gibi etkenler anksiyete bozukluklarının farklı dönemlerde gelişmesine de sebep olabilir.

Yaygın anksiyete bozukluğu hastalarının çoğunluğu tedaviden yarar görür. İlaç ya da psikoterapi tek başına kullanılabileceği gibi, birlikte de uygulanabilir. Tedavi antidepresanlar ve anksiyolitik ilaçlar etkindir. Terapi sürecinde bilişsel davranışçı terapinin, anksiyete bozukluğu tedavisinde etkinliği kapsamlı verilerle desteklenmiştir. Özellikle davranışçı açıdan çeşitli gevşeme yöntemleri, ve stresle başa çıkma becerilerinin kazandırılmasıyla kişi psikolojik açıdan güçlendirilir. Tedavi sürecinde sosyal destek almak, farklı aktiviteler ve egzersizler yapmak faydalıdır.

Kişinin, toplulukta ve grup içinde bulunma gibi sosyal etkileşim durumlarından kaçınma isteği ve bu tip durumlarla karşılaştığında yoğun bunaltı duyma halidir. Bu sosyal etkileşimlere örnek olarak buluşma, konuşmaya katılma, fikrini söyleme, haklarını savunma, topluluk içinde yemek yeme, odaya sonradan girme, okul veya iş için sunum yapma, topluma karşı konuşma, enstrüman çalma, dans etme verilebilir.

En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir; yaşam boyu görülme oranı %2-13 arasındadır.

Kalabalık ortamlardan çok, küçük gruplarda diğerleri tarafından incelenme korkusu çerçevesinde gelişir. Kişi başkalarının gözü önünde olduğunda hata yapma ve bu nedenden ötürü küçük düşme, aşağılanma ve reddedilme korkusunu belirgin ve sürekli yaşar. Bu korkuyu denetlemekte zorlanır.  Dolayısıyla bu tip durumlarda kalmaktan kaçınırlar, gruplar içerisinde sessiz kalırlar, ilgi odağı olmamaya ve dikkat çekmemeye çalışırlar. Mecbur kaldıklarında ise sıkıntı ve huzursuzluk içerisinde duruma katlanırlar. Yüz kızarması, aşırı terleme, ateş basma, ani tuvalet hissi gibi bedensel şikayetler olabilir ve bu belirtiler bir panik atak şiddetine ulaşabilir.

Sosyal anksiyete bozukluğu ciddi yeti yitimine sebep olan bir hastalıktır. Sıklıkla çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ancak tedaviye başvuru genellikle 30 yaşlarında olur. Tedavide psikoterapi ve farmakolojik yöntemlerin birlikte kullanılması daha iyi sonuçlar vermektedir. Tedavide kullanılan psikoterapi yöntemleri; sosyal beceri eğitimi, bilişsel davranışçı terapi ve psikodinamik psikoterapi olarak sıralanabilir.

En sık uygulanan terapi şekli bilişsel-davranışçı terapidir. Terapide, otomatik düşünceler, kurgulamalar, riski azaltmak için oluşturduğu koruyucu stratejiler, dikkatin kişinin kendisine çevrilmesinin rolü ve davranışsal müdahaleler üzerinde çalışılır. Aşamalı maruz bırakma, güvenlik davranışlarının dönüştürülmesi, rol modelleme, gevşeme ve dikkati dışarıya yöneltme eğitimi, uygulanan ve fayda sağlayan yöntemlerden bazılarıdır.