All posts by webmaster

“Almanya’da ve Türkiye’de Mülteciler ve Ruh Sağlığı” Sempozyumu

Türk Alman Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikososyal Sağlık Derneği tarafından düzenlenen “Almanya’da ve Türkiye’de Mülteciler ve Ruh Sağlığı” konulu bir günlük sempozyum 20 Eylül Cuma günü Fransız Lape Hastanesi Mazhar Osman Konferans salonunda gerçekleşecek. Göç ve ruh sağlığının farklı yönleri ile ele alınacağı sempozyuma kayıt yaptırmak için: sekreteryaturkalman@gmail.com

Read More

Şizofreni

Şizofreni, düşünce, algı ve davranışlarda bozuklukların görüldüğü, hastanın kişiler arası ilişkilerini bozan alevlenme ve yatışma dönemleriyle seyreden kronik bir ruhsal hastalıktır. Yaşam boyu görülme yaygınlığı genel nüfusta %0.5-1′dir. Şizofreni genetik ve çevresel etmenlerin rol aldığı karmaşık bir hastalıktır. Her toplumda ve sosyo-ekonomik sınıfta görülmektedir. Sıklık açısından kadın-erkek arasında önemli bir fark görülmemektedir. Hastalık genellikle erkeklerde 20li yaşların başlarında, kadınlarda 20li yaşların sonlarında başlamakla birlikte herhangi bir yaşta da başlayabilmektedir.

Hastalık tanısı konmadan 1-2 yıl öncesinde hastalığa dair ön belirtiler genellikle hasta ve yakınları tarafından fark edilebilir. Ancak hastalığın aniden ve gürültülü bir şekilde başladığı tablolar da mevcuttur. Ön belirtiler çoğunlukla içe kapanma, isteksizlik, çevreye ilginin ve kendine bakımın azalması, aile ilişkilerinde ve sosyal ilişkilerde bozulmalar, mesleki işlevsellikte bozulma ya da okul başarısında düşme, davranış değişiklikleri şeklindedir.

Hastalığın alevlenme dönemlerinde hezeyan adı verilen düşünce bozuklukları görülebilir. Hasta takip edildiğini, kendisine zarar verileceğini, insanların kendisi hakkında konuştuğu veya kendisine baktığını düşünebilir. Hastalar aksi kanıtlar gösterildiği halde bu şüphelerinin gerçek olduğunu düşünürler. Bu sebeple kendilerini izole edebilir, evden çıkmayabilir, yemek yemeyebilir, uyumayabilir ya da kavgacı olabilirler. Halüsinasyon adı verilen duyusal algı bozuklukları da görülebilir. Gerçekte var olmayan sesler görüntüler, kokular ya da dokunmalar algılayabilirler. Bu halüsinasyonlar nedeniyle kendi kendilerine konuşabilir, korku ve kaygı içinde olurlar.

Bazı hastalar ise içe kapanabilir, gündelik aktivitelerini, kendi bakım ihtiyaçlarını yerine getiremeyebilir, sosyal ilişkiler konusunda isteksiz ve çökkün olabilir, sosyal ortamlarda bulunmaktan rahatsızlık duyabilirler. Duygusal katılımları azalabilir.

Şizofreni Hastalığı, hastaları olduğu kadar hasta yakınlarını da etkilemektedir. Hasta yakınları kendilerini çaresiz hissedebilir, hastalığı kabul etmekte zorlanabilir, hastalık belirtileriyle ve sonuçlarıyla nasıl baş edeceklerini bilemeyebilirler. Hastalığın alevlenme dönemlerinde zorluklar daha belirgin olmakla birlikte Şizofreni hastalığı kronik bir seyir izlediğinden hastaların hem ilaç tedavisi hem terapi ve rehabilitasyon faaliyetlerine katılması için aile desteği oldukça önemlidir.

Şizofreni hastalığının tedavisinde ilaç kullanımı çok önemli bir yer tutmaktadır. Hastalığın alevlenme dönemlerinde hastane yatışına gerek duyulabilir. İlaç tedavisinin yanında kullanılan destekleyici yöntemler de tedavinin bir parçasıdır. Psikoeğitim, bilişsel davranışçı terapiler, grup terapileri, sanat terapilerinin kullanılması hastaların tedavi uyumuna katkı sağlamakta, hastalık belirtileriyle baş etmelerine yardımcı olmakta ve hayat kalitelerini artırmaktadır. Aile bireylerinin de psikoeğitim programlarına katılması hastalığı tanımak ve hastalara yönelik uygun tutumlar geliştirmelerini sağlamaya yardımcı olur.

 

Dr. Özlem Altuntaş

Read More

Dünya Obezite Günü

1.Tıbbi Beslenme (Diyet) Tedavisi

Obezitenin tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi anahtar rol oynamaktadır. Amaç, bireye doğru beslenme alışkanlığı kazandırılması ve bu alışkanlığını sürdürmesidir.

2.Egzersiz Tedavisi

Egzersiz tedavisi ile, tıbbi beslenme tedavisini destekleyici nitelikte bireylerin ağırlık kazanımları engellenebilmekte, zayıflama ve tekrar ağırlık kazanmanın önlenmesi sağlanmaktadır. Obez kişilerde her gün fiziksel olarak aktif olmak amaçlanmaktadır. Enerji harcaması kişinin vücut ağırlığı ve aktivite şiddetine göre değişir.

3.Davranış değişikliği tedavisi

Vücut ağırlığının denetiminde davranış değişikliği tedavisi, fazla ağırlık kazanımına neden olan yemek yeme ve fiziksel aktivite ile ilgili olumsuz davranışları olumlu yönde değiştirmeyi veya azaltmayı, olumlu davranışları ise pekiştirerek yaşam biçimi haline gelmesini amaçlayan bir tedavi şeklidir. Davranış değişikliği tedavisinin basamakları:

Kendi kendini gözlemleme
Uyaran kontrolü
Alternatif davranış geliştirme
Pekiştirme, kendi kendini ödüllendirme
Bilişsel yeniden yapılandırma
Sosyal destek

4.Farmakolojik tedavi 

Obezite tedavisinde kullanılacak ilaçlar hafif ve orta derecede ağırlık fazlalığı olan bireyler için uygun değildir. Kullanılan ilaçların, sağlık yönünden güvenirliliğinin saptanmış olması, obeziteye neden olan etiyolojiye uygun bir etki göstermesi, kısa ve uzun dönemde önemli yan etkisinin olmaması ve bağımlılık yapmaması ve bu tür ilaçların mutlaka hekim tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekliliği büyük önem taşımaktadır.

Obezite tedavisinin başarılı olması için hastanın ilaç tedavisinin yanı sıra tıbbi beslenme tedavisi ve egzersiz tedavisini sürdürmeyi kabul etmesi ve düzenli olarak kontrollere gelmesi gerekmektedir.

5.Cerrahi tedavi

Obezitede cerrahi yaklaşım temelde ikiye ayrılır. Besinlerle alınan enerjinin azaltılmasına yönelik bariyatrik cerrahide hedef, besinlerin gastrointestinal sistemde emilimlerini azaltmaktır. Bu amaçla bypass, gastroplasti, gastrik bantlama, gastrik balon vb. yöntemleri kullanılır. Rekonstrüktif cerrahide ise amaç; vücudun çeşitli bölgelerinde lokalize olmuş mevcut yağ dokularının uzaklaştırılmasıdır. Bu tedavi estetik ağırlıklıdır ve eğer hasta obezite tedavisinin gereklerini yerine getirmezse yağ birikimi tekrar gerçekleşmektedir.

Read More

Hemşirelik Haftası

1820 Yılında İtalya’nın Floransa kentinde doğan İngiliz Florence Nightingele , modern Hemşireliğin kurucusu olarak tarihe geçmiş bir isim. Kırım Savaşı sırasında İstanbul’da Selimiye Kışlasında da görev yapan ve ‘Lambalı Kadın’ diye de anılan Florence Nigthingele’nin doğum günü olan 12 Mayıs bütün dünyada ‘Dünya Hemşireler Günü ‘olarak kabul edilmiş, 12 -18 Mayıs tarihleri de Hemşirelik Haftası olarak kutlanmaktadır.Fransız Lape Hastanesi olarak sağlık ordusunun vazgeçilmezleri hemşirelerimizin Hemşirelik Haftası’nı kutluyoruz!

Read More

Otizm Nedir?

 

Otizm, kelime anlamı olarak “kendine dönük” demektir.

Otistik bozukluk, yaygın gelişimsel bozukluk, atipik otizm, Asperger sendromu gibi isimlendirmeleri olan hastalık grubu otizm spektrum bozuklarını oluşturur.

Otizmde sosyal ilişkide yetersizlik, iletişimde (sözel ya da sözel olmayan) eksiklik, tekrarlayıcı davranış ve ilgilerin olmasıyla karakterize bir bozukluktur.

Otizmin belirtileri nelerdir?

Otizm erken çocukluk çağındaki önemli nöropsikiyatrik hastalıklardan birisidir.

Belirtiler yaşamın ilk 3 yılında görülmeye başlar. Genel olarak dil gelişiminde gecikme ve tekrarlayıcı davranışlarla seyreder. Duygusal-sosyal gelişme problemleri sıklıkla ilk iki yılda görülmeye başlar, tekrarlayıcı davranışlar ise 18 aylıktan sonra ortaya çıkar. Aşağıda otistik bozukluk tanısı için belirtiler sayılmaktadır.

Otizm demek için bu belirtilerin tümünün olması gerekmez.

Dil gelişimi ile ilgili belirtiler:

  1. Çoğunlukla konuşma gecikmesi (1 yaşında tek kelimeler, 2 yaşında 2 kelimelik cümlelerin oluşmaması) ya da hiç konuşmama en sık başvuru nedenidir.
  2. Ses tonları genelde monotondur, “robot” ya da mekanik ses tonu ile konuşabilirler, ses tonlarını ayarlamada problemleri olabilir.
  3. Kendilerinden “ben” yerine “o” veya kendi ismiyle söz edebilirler. Örneğin “ben süt içmek istiyorum” yerine “o süt içmek istiyor” gibi.
  4. Konuşmaları papağan gibi tekrarlayabilirler ya da bir cümleyi saatlerce aynı şekilde söyleyebilirler.
  5. Müziğe karşı çok ilgili olabilirler. Şarkı sözlerini ezberleyebilirler, ancak konuşma dilini kullanmakta zorlanırlar.
  6. Çoğunlukla konuşmayı kendiliğinden başlatma ve sürdürmede zorlanırlar.
  7. Konuşan otizmli çocuklar bile, daha çok ihtiyaçlarını ifade etmek için konuşurlar. Bu çocuklarda ilgilendikleri konularla ilgili tekrarlayıcı konuşmalar görülebilir. Karşılıklı sohbet, uzun süre iletişimi devam ettirmek, karşı tarafın görüşlerini merak etmek pek görülmemektedir.

Genelde otizm spektrumundaki vakaların %60-70’ı konuşma dilinden yoksundur, olguların %30-40’ında konuşma gelişir.

Duygusal ve sosyal gelişim ile ilgili belirtiler:

  1. Çoğu ilk bebeklik döneminden itibaren göz göze bakmaktan kaçınır ya da hiç göz kontağı kurmaz.
  2. Genelde ilk bebeklik dönemlerinden itibaren normal çocuklarda görülen gülümsemeye karşılık verme bu çocuklarda görülmez veya seyrektir. Bazen anlamsız gülümsemeleri olabilir.
  3. İlgi duyduğu bir nesneyi gösterirken annenin yüzüne bakmaksızın gösterirler.
  4. Genellikle 7-8 ay civarlarında “ce-e” oyununa tepki vermezler.
  5. Genellikle 1 yaş civarında “bay-bay” yapmayı öğrenemezler ya da farklı biçimde ve çok daha geç taklit ederler.
  6. Donuk yüz ifadeleri vardır.
  7. Kucağa alınmaktan, dokunulmaktan pek hoşlanmazlar.
  8. Seslenildiğinde bakmazlar (çoğu zaman aileler duymadıklarını düşünerek doktora götürebilirler), özellikle insan sesine ilgileri zayıftır.
  9. Çevrede olup bitenlere karşı ilgisizdirler.
  10. Yaşıtlarına ilgi göstermezler, onlarla oynamak yerine yalnız başlarına olmayı tercih ederler.
  11. İnsanları bir “eşya” gibi kullanabilirler. Örneğin istedikleri şeyleri annelerinin elini tutarak işaret ederler ve istediği verildikten sonra da yanlarında kimse yokmuş gibi davranırlar.
  12. Hep aynı şekilde ve hep aynı tür oyuncaklarla oynamak isteyebilirler.
  13. Oyunları genellikle tek düze ve tekrarlayıcıdır.
  14. Bazen diğer çocukları ilgi gösterdiği oyuncaklara hiç ilgi göstermezler. Bunlar yerine örneğin, tencere tava gibi ses çıkaran eşyalara ya da küçük yaşlardan itibaren gazete ve kitaplara ilgi gösterirler.
  15. Evlilik, hırsız-polis gibi taklide dayalı oyunları çoğunlukla oynayamazlar.

Kısıtlı ilgi alanı ve tekrarlayıcı davranışlarla ilgili belirtiler:

  1. Değişikliklerden hoşlanmazlar. Örneğin yeni giysi alınınca veya oda düzeni bozulunca aşırı tepki verebilirler.
  2. Bazı tekrarlayıcı davranışları olabilir. Örneğin parmak ucunda yürüme, kanat çırpma gibi el hareketleri olabilir.
  3. Bazen okula gitmeden televizyondaki ya da gazetelerdeki markaları (araba markası, cep telefonu markası gibi) öğrenebilirler.
  4. Uzun süre dönen eşyaları izleyebilirler.
  5. Bazı eşyalara aşırı tutkun olabilirler. Örneğin elektrik kabloları, boş şişeler gibi anlamı olmayan nesnelere olabilir.
  6. Bazı eşyaları tatma ve koklama yoluyla tanımayı seçebilirler. Her türlü şeyi koklayabilirler ve ağızlarına götürebilirler.
  7. Pek çoğunda duyusal aşırı duyarlılık olabilir. Kimsenin almadığı kokuları alma, normal gürültüden rahatsız olma, elleriyle kulaklarını kapatma görülebilir.

Özet olarak:

*1-2 aylık bebek göz göze bakmıyorsa

*Annenin güldürmesine tepki vermiyorsa

*6 aylıkken annenin gösterdiğine bakmıyorsa

*Seslenince tepkisi yoksa

*1 yaşına geldiğinde anlamlı tek kelimesi yoksa

*Bay-bay yapmayı öğrenemediyse

*Ce-e oyununa tepkisi yoksa ve çevresindeki insanlara ilgi göstermiyorsa,

Aile otizmden şüphelenmeli ve zaman kaybetmeden çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmalıdırlar.

 

Otizmin sebebi nedir?

Sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte daha çok genetik nedenli yapısal bir beyin hastalığı olarak kabul edilmektedir. Ayrıca annenin gebeliği sırasında kullandığı ilaçlar, radyasyon, doğum travmaları, prematüre doğma, ensefalit denen beyin iltihabı gibi bazı durumlarda ve ileri baba yaşında otizm gelişme riski artar.

Bir çocuğunda otizm olan ailenin diğer çocuğunda otizm spektrum bozukluğu görülme oranı %4-10 arasındadır, yani risk artmıştır.

Otizmin sıklığı nedir?

Türkiye’de sıklık bilinmemekle birlikte yaklaşık 750 bin otizmli birey olduğu düşünülmektedir. Yurtdışı verilerine göre 68 çocuktan 1’i otizmlidir. Erkeklerde kızlara göre daha sık görülmektedir.

Doğumdan önce otizm tanısı konulabilir mi?

Şu anki yöntemlerle otizmin doğum öncesi testi bulunmamaktadır.

Otizmin tedavisi var mıdır?

Otizmdeki temel belirtilere yönelik özel ilaç veya aşı yoktur.

İlaç tedavisi çoğunlukla eşlik eden hırçınlık, aşırı hareketlilik, dikkat dağınıklığı, depresyon ve yoğun takıntılar ve tekrarlayıcı hareketleri için kullanılmaktadır.

En önemli tedavi yaklaşımı eğitimdir.

Erken yaşta tanı konulup eğitime yönlendirilmesi, beyin gelişiminin hızlı olduğu dönemlerde yapılması önemlidir.

Eğitim; çocuğun dil gelişimini kazanması, sosyal gelişimi, kendine bakım becerilerini kazanması ve yaşıtlarıyla birlikte okula devam edebilmesi için gereklidir.

Erken ve yoğun eğitsel program ve ailenin bu sürece katılımı çok önemlidir. Yurtdışında haftalık 40 saati bulan bu eğitim ülkemiz koşullarında sağlanamamakta olup, aileye evde de eğitsel tedaviyi sürdürmede büyük görevler düşmektedir.

Ne kadar düzelir?

Eskiden 100 otizmli çocuğun yalnız 30’unun bağımsız yaşam sürdürebildikleri ve ömür boyu bu tanı ile devam ettikleri söylenirken yeni araştırmalarla otizmli çocukların yaklaşık %25’inin düzeldikleri ve tanı almadıkları gösterilmiştir.

Zeka seviyesinin geri olmaması, erken tanı alması, erken yaşta yoğun eğitim programına devam etmesi, dil gelişiminin erken yaşta sağlanmış olması, ek psikiyatrik ve nörolojik hastalıklarının olmaması otizmin düzelmesi için olumlu özelliklerdir.

 

Otizmi kimler tedavi eder?

Çocuk ve ergen psikiyatristleri: Otizm tanısı koyma ve tedavi planını oluşturma ve izlemede çocuk psikiyatristleri sorumludur. Otizmi olan çocuklardaki ek tıbbi hastalıklarda gerekli yönlendirmeleri yapar. Otizmde ek davranışsal ve duygusal sorunlar (örneğin hırçınlık, uykusuzluk gibi) olduğunda tetkik ve tedaviyi yapar.

Eğitim programına devam eden her çocuk 2-3 ayda bir çocuk psikiyatri tarafından değerlendirilmelidir. Bu hem özel eğitim programının nasıl gittiği, nereye yönlenmesinin gerektiğinin tespiti hem de eklenen hastalıkların belirlenmesi için gereklidir. Çünkü eklenen dikkatsizlik veya aşırı hareketlilik eğitim programını da olumsuz etkiler.

Çocuk doktorları (pediatristler): Aileler şüphelenip çocuk doktoruna gidebilirler, çocuk doktorlarının çocuk psikiyatrisine tanı için yönlendirmeleri gerekir. Ek tıbbi hastalıkların tedavisinde yardımcı olurlar.

Çocuk nörologları: Eşlik edebilecek epilepsi (sara nöbeti) veya diğer beyin hastalıklarının belirlenmesi ve tedavisinde görev alırlar.

Psikologlar: Çocuk psikiyatristi tarafından tanı konulan çocukların gelişim ve zeka düzeylerini belirlemeye yardımcı testleri yaparlar. Eğer otizmde eğitim verme konusunda bir eğitimden geçmişlerse özel eğitim programı verebilirler.

Özel eğitimciler: Çocuk psikiyatristi tarafından tanı konulan çocuklara eğitsel programı başlatma ve yürütmeden sorumludurlar. Aileyi de bu eğitim programına katmaları ve eğitmeleri gerekir. Her anne baba aslında bir çeşit yardımcı özel eğitimcidir.

Konuşma terapistleri: Konuşma terapisi eğitimi almış olan meslek grubudur ve otizmli çocuğun eğitimin yanında konuşma tedavisi alması da gereklidir.

 

Otizm Tanı ve Tedavisini Geciktiren Yanlış İnanışlar:

“4-5 yaşına kadar bekleyelim konuşmazsa doktora gidelim.”

“Doktor tanı koyamadı, şüphelendi, özel eğitime başlamayalım.”

“Çocuk aslında çok zeki, konuşmadan okumayı söktü, cep telefonunu bizden iyi biliyor.”

“Bizim ailede konuşma gecikmesi ırsidir.”

“Erkek çocukları zaten geç konuşur.”

“Evde açık aslında, dışarıda kapalı bir çocuk. Çok çekingen olduğu için iletişim kurmuyor.”

“Komşunun oğlu otistik, bizim çocuk ona benzemiyor.”

“Ağır metal temizlemesi ile düzelir. Otizm diyeti uygularsan düzelir.”

Artık biliyoruz ki…

Otizm tanısını çocuk psikiyatristleri koyar ve aileye gerekli yönlendirmeyi yaparlar.

Ne kadar erken tanı konulup tedaviye başlanırsa gidişat o kadar iyi olur.

Otizm spektrum bozukluğu ismi aynı olsa bile her çocukta farklı belirtilerle görülebilir, her çocuğun klinik görünümü, tedavisi ve ilerleyişi aynı olmaz.

Yorucu ve uzun süreli eğitim programlarına ailelerin devam etmesi bazen zor olup, hızlı iyileşme vaat eden alternatif tedavi yöntemlerine (örneğin hiperbarik oksijen, yunus terapisi, nörofeedback, özel diyetler, yurtdışından getirtilen özel takviye ilaçlar) yönelebiliyorlar. Bu yöntemlerin etkinliği ispatlanmamıştır. Bazıları da aileleri hem maddi hem de manevi zarara sokmaktadırlar.

Etkili tedavi yöntemi otizme yönelik özel eğitimdir. Ek olarak spor ve uğraşı terapisi de faydalıdır.

 

Doç. Dr. Sevcan Karakoç Demirkaya

 

Read More

Psikiyatrik Rehabilitasyon Nedir ve Faydaları Nelerdir?

 

Rehabilitasyon, akut epizodun stabilizasyonun hemen sonrasında başlayan bir süreçtir. Bu süreç, ruhsal hastalığı olan insanların yaşam kalitelerini artırarak toplumda etkin bir şekilde yaşamaları ve ruhsal gereksinimlerini karşılamak için gereken hizmetleri içerir.

Psikiyatrik Rehabilitasyon, ruhsal hastalık nedeniyle bireyde oluşan izolasyon, içe kapanıklık, duygusal yoksunluk, konuşma ve kendini ifade etmedeki yetersizlik, sosyal fonksiyonlarının kaybı, kişinin yeteneklerinin, yeterliliklerinin ve fonksiyonel davranışlarının geliştirilmesini temel alarak azaltmayı amaçlar. Psikiyatrik rehabilitasyon sürecinde hastanın öz-güven duygusunu pekiştirmek amacıyla, güçlü yanlarının ön plana çıkarılarak geliştirilmesi, aynı zamanda  hastalığının semptomlarının ve tetikleyicilerinin bilincine vararak, kişinin iç görü kazanması ve günlük yaşamında karşılaştığı zorluklarla bağımsız olarak mücadele edebilmeyi öğrenmesi hedeflenir.  Psikiyatri  hastanesindeki yatış sürecinde başlayan rehabilitasyon, hastanın çevresel kaynakları kullanmasını öğrenmesinin yanı sıra, katıldığı aktiviteler, terapötik atölyeler  ve grup terapileri içerisinde sosyalleşerek, sosyal becerilerini geliştirmesi ve deneyimledikleri duyguları paylaşırken yalnız olmadığını anlaması ve normalizasyon süreci açısından önemli bir unsurdur. Aynı zamanda, diğer katılımcılarla kurulan bağ, kişinin kendisini bir gruba ait hissederek, soyutlanmanın ve izolasyonun azaltılmasına yardımcı olur. Uzun süreli yatışlarda veya kronik hastalığı olan kişilerde, rehabilitasyon servisi altında yürütülen atölyelere katılımlar, kişinin gününü planlamasında, kişisel özenin gelişmesinde ve otonomi kazanmasında da önemli bir etkendir.

Hedeflenen:

• Kişinin toplum içerisinde bağımsız olarak en az destekle toplumsal, mesleki, eğitimsel ve ailevi rollerini sürdürebilmeleri için gerekli becerilerle donatılması ve aktif olmalarının sağlanması.
• İçe kapanıklık, konuşma ve kendini ifadenin azalması, izolasyon gibi semptomların azaltılması
• Zor duygularla ve günlük hayatta karşılarına çıkan problemlerle başa çıkma becerilerinin gelişmesini ve sağlamak.
• Diğer katılımcılarla bağ kurarak, anlamlı ilişkiler kurmasına yardımcı olmak ve güven duygusunu  pekiştirmek.
• Otonominin artması, bağımsızlığı desteklemek ve güçlendirmek.
• Kişinin çevresel desteklerden faydalanmasını sağlamak.
• Farkındalığı artırıp, iç görü kazanımını desteklemek.
• Öz- güveni artırmak.
• İletişim becerilerinin gelişmesi, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmesi.
• Gününü planlamasına yardımcı olmak, üretkenliği artırmak.
• Sosyal becerilerinin artmasını sağlamak.
• Yapılan aktivite ve atölyelerle odaklanma yetisini geliştirmek.

 

1. Uygulanan Terapi Grupları:

 

1. Müzik Terapi:

Müzik terapisinde müzik, kişinin kendini özgürce ifade etmesinde  ve iletişim kurmasında bir araç olarak kullanılmaktadır. Katılımcılara sunulacak olan çeşitli müzik aletlerini kullanarak, spontane bir şekilde bireysel bir ritim oluşturan hastalar aynı zamanda grup içinde uyumu yakalamak amacıyla birbirlerini dinlemenin de önemini deneyimleyeceklerdir. Kendilerini özgürce ifade ederken, grup içinde  katılımcıların birbirleri ile müzik aracılığıyla iletişim kurup kendilerini bir gruba ait hissetmeleri amaçlamaktadır.

Müzik Terapisi, bir müzik dersi olmadığından, enstrüman çalmayı öğretmez. Katılımcıların herhangi bir deneyime sahip olmasına gerek yoktur. Müzik terapisti, müzik aletlerini katılımcıların istediği gibi kullanmalarında  ve keşfetmelerinde onlara destek olacaktır.

 

2. Sanat Psikoterapi Grubu :

 

Sanat Psikoterapisi Nedir:

Sanat psikoterapisi, destekleyici ve  gizlilik ilkesinin korunduğu bir ortamda düşünce ve duyguları keşfetme fırsatı sunan, sanatın bir araç olarak kullanıldığı bir terapi yöntemidir. Sanat psikoterapi seansları sırasında, katılımcılar iki ve üç boyutlu görüntüler oluşturmak için çeşitli sanat malzemelerinin kullanımı yoluyla kendilerini serbestçe ifade etmeleri konusunda teşvik edilir. Üretilen iş ve yapım süreci, karmaşık duygularla iletişim kurmaya ve onları anlamlı bir şekilde ifade etmeye yardımcı olur. Ortaya çıkan eser, duyguların bir yansıması ve iç dünyanın keşfi için bir araç görevi görür.

Bu atölyeler bir resim dersi olmadığı gibi, estetik güzellik kaygısı taşımamaktadır. Hastaların iç dünyalarını sanat aracılığıyla keşfetmelerini, duygu ve düşüncelerini özgürce dışa vurabilecekleri ve sosyalleşebildikleri güvenli bir ortam sağlamayı hedeflemektedir.

 

Sanat Psikoterapi grubunun amacı : Grup sanat terapisi, sanat aracılığıyla ilişkilerin, düşüncelerin ve duyguların keşfedildiği bir terapi yöntemidir. Katılımcıların kullanımına açık olan çeşitli sanat malzemeleri ile üretilen imajlar, kişinin endişelerini, duygularını ve fikirlerini paylaşması ve anlamlaştırması için bir fırsat yaratır.  Üretilen sanat eseri bireysel olsa da, genellikle grup içinde benzer duygular paylaşılır. Paylaşılan benzer duygular grup katılımcılarının birbirleriyle bağ kurmasına,  ve aynı zamanda soyutlanmanın engellenip, kişinin sosyalleşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda üretilen iş ve yapım sürecine dair yapılan yorumlama ve paylaşımlar, hastanın iç dünyasında deneyimlediklerini ve duygularını ‘aynalama’ yaparak anlamlaştırmasını, içselleştirmesini ve farkındalık yaratıp iç görü kazanmasını sağlar.

 

Hedeflenen:

• Hastanın kendisine  ait parçaları birleştirmelerine yardımcı olmak; içsel dünyalarını keşfedip, anlamlaştırmak
• Duygularını ve düşüncelerini özgürce ifade edilip dışa vurulmasını sağlamak
• Farkındalığı artırıp, iç görü kazanmasını sağlamak
• Benlik algısının pekişmesi
• Öz-yeterliliğin gelişmesi, karar verme mekanizmasının güçlendirilmesi
• Bağımsızlığı desteklemek ve güçlendirmek
• Sağlıklı ilişkiler kurma
• Güven duygusunu artırmak
• Sosyalleşmeyi cesaretlendirip, soyutlanmayı engellemek
• Bir gruba ait hissetme

 

Sanat Psikoterapistinin Rolü:

• Direktif olmamak ve yönlendirme yapmamak.
• Grup üyelerini sanat malzemeleri ve birbirleriyle etkileşime geçmek için teşvik etmek ve desteklemek.
• Grup dinamiklerini gözlemleyerek, grup üyelerinin sağlıklı ilişki kurmalarına yardımcı olmak.
• Grup terapisi boyunca bilinçaltı süreçlerinin keşfedilmesini desteklemek.
• Grup içindeki yorumlamaları ve paylaşımları desteklemek.

 

Grup formatı: Açık Sanat Psikoterapi Grubu psikodinamik yaklaşım ile hiç bir direktif ve yönlendirme olmadan yürütülmektedir. Hastanemizde her serviste yatan hastalar için uygulanan sanat psikoterapi gruplarının yanında ayaktan başvuran hastalar için, yapılan ön görüşmeler sonrasında oluşturulmuş olan kapalı sanat psikoterapi grupları yürütülmektedir. Grup terapi seansı, üretim süreci ve paylaşım olarak iki ayrı kısımdan oluşmaktadır; üretim ve paylaşım sürelerine seans başında katılımcılar ile birlikte karar verilmektedir.

 

 

2. Uygulanan Atölyeler:

 

1. Şiir Atölyesi:
Her hafta seçilen bir şiir veya hikaye üzerinden, katılımcıların duygu ve düşüncelerini güvenli bir ortamda özgürce ifade edebilecekleri bir alan yaratmayı amaçlayan terapötik bir atölyedir. Kişinin kendisiyle özdeşleştirdikleri parçalar üzerinde düşünmesini sağlayarak, kendisi ve diğerleriyle kurduğu ilişkilerini anlamasında yardımcı olur.
Aynı zamanda yaratıcılık, öz-güven ve kendini ifade becerisinin artmasına davranış̧ ve tutumlarının değişmesine, olgun başa çıkma becerilerinin gelişmesine destek olur.
2. Sanat Terapi Atölyesi :

Her hafta katılımcılar ile beraber belirlenen bir tema (maske yapımı, grup resmi, hikaye sonrasında resim yapmak v.b.) üstünden yürütülen terapötik amaçlı atölyelerdir. Belirlenen tema üstünden bir iş üretilerek, kişinin malzemeleri keşfetmesi ve sonrasında  yeni bir deneyim üzerinden yapılan paylaşımlar ile  kişinin iç dünyasını anlamlaştırmasına, duygularını daha rahat ve özgür bir şekilde ifade etmesine yardımcı olmayı amaçlar.  Atölye başında seçilen bir tema olmasına rağmen herhangi bir yönlendirme olmadan uygulanan bu atölyeler, katılımcıların güvenli bir ortamda yeni bir malzeme veya tekniği deneyimleyerek savunma mekanizmalarının dışına çıkmalarına ve bu deneyim üzerine düşünmelerine teşvik etmeyi hedeflemektedir. Bu deneyim, günlük hayatta karşılarına çıkan zorluklarla baş etmede ve problem çözme yetilerinin gelişmesinde önemli bir rol oynar.

 

3. Ebru Atölyesi:

Ebru Atölyelerinde, katılımcılar sırayla kendi diledikleri renkleri kullanarak, renkleri, desenleri ve atölye yürütücüsün desteğiyle ebru tekniklerini keşfetmeye teşvik edilmektedirler. Su üzerine yapılan  bu sanat türü, rahatlatıcı etkisinin yanı sıra, ebru teknesinin yarattığı sınırlar içerisinde kontrolsüz olabilmeyi sağlayarak kaygıyla ile başa çıkabilmede kişiye yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda ebru tekniğinin ve malzemelerin getirdiği sınırlandırmalar, ortaya çıkan ebrunun benimsenip içselleştirilmesini kolaylaştırmaktadır. Üretilen her ebrunun son ana kadar bilinmez olması, kişinin bilinmezlikle başa çıkabilmeyi deneyimlemesi açısından önemlidir.

 

4. Dans Hareketleri Terapi Atölyesi:

Dans Hareketleri Terapisi, bedenin zihinsel, duygusal ve motor işlevlerini desteklemek için hareket ve dansın psikoterapötik kullanımıdır. Hareket ve duygunun birbirine bağlı olduğu fikri çerçevesinde kurulan bu yaratıcı ifade, daha iyi ilişkiler kurmak, iletişim becerilerinin geliştirilmesine, duyguların keşfedilmesi ve fark edilmesinde yardımcı olabilir. Bu terapötik atölye, sözel olarak kendini ifade etmekte zorlanan hastaların bedeni, dansı ve hareketi kullanarak kendinlerini ifade etmelerine destek olup, özgüvenin ve beden imgesinin pekişmesini amaçlamaktadır. Dans hareket terapi atölyeleri bir dans dersi değildir ve katılımcıların deneyimli olmalarına gerek yoktur.

 

3. Uygulanan Aktiviteler:

Rehabilitasyon Servisinde uygulanan bu aktiviteler ile hedeflenen; yönergeleri anlama ve uygulama, konsantrasyonu artırma, sosyal becerileri geliştirme, izolasyonu engelleme, gününü planlamasına yardımcı olmak ve üretkenliği artırmaktır.

 

2. Yoga :

Yoga nefes teknikleri, egzersiz ve meditasyonu kullanarak, vücut bilincinin artmasına, stresin ve kas gerginliğinin azaltılmasına yardımcı olup dikkat ve konsantrasyonu artmasını sağlar. Yoganın bedeni güçlendirmesi ve fiziksel yararlarının yanı sıra, depresyon, dikkat eksikliği, uyku bozuklukları,anksiyete veya stres yaşayan kişilere de yardımcı olabilir.

 

* Servislerde sorumlu hemşireler tarafından resim, nefes egzersizi, takı yapım ve oyun saati gibi aktiviteler uygulanmaktadır.

 

 

Meril Algazi

Uzm. Sanat Terapisti, Psikolog

 

Merve Ece Turan

Rehabilitasyon Sorumlu Hemşiresi

Read More